Soğuk minik çocuğun kulaklarını, çenesini, burnunu
da lamış, kıpkırmızı etmişti. Artık hissetmediği kulaklarına
dokundu, duruyorlar mı diye.
-Bir arabamız olsaydı ne olurdu sanki! diye iç geçirdi,
yanından a lay edercesine geçip giden araba ların ardından.
Bir ara arkasına dönüp baktığında, Eczacı Mehmet amcanın
lüks koyu yeşi l arabası gözüne çarptı. Yanında kızı Betül de
vardı. Önüne döndü. Vakarlı bir şeki lde yürümesine devam
etti.
-Acaba beni de arabasına a lır mı? Alsa ne iyi olur
şu ayazda… diye düşündü. Ya laka konumuna düşmek de
istemiyordu.
-E l ka ldırmam ama, durursa binerim, dedi kendi kendine.
Araba minik çocuğun yanına geldiğinde iyice heyecanlandı.
Heyecandan adımlarını bir tuhaf atar oldu. Araba kendisini
birkaç metre geçmesine rağmen ha la ümitliydi. Ama
Mehmet amca yine durmamıştı.
-Ne tuhaf adam! diye söylendi kendi kendine,
-Babam yanımdayken ikimizi a lıyor, ben ya lnızken
a lmıyor. Alsa ne olurdu. Kızıyla aynı okula gidiyoruz. Nasıl
olsa kızını okula kadar götürecek… diye söylendi öfkeyle.
Derken kayıp zınk diye ka lça larının üzerine düştü. Hemen
toparlanıp ka lktı. Gören oldu mu diye gözünün ucuyla
etrafı süzdü. Yolun kenarında, kuyruksa llayan iri bir
köpeğin yanında, kara bir çocuğun sırıtan dişlerini fark etti.
Gülecek ne var! Deyip hakareti basacaktı ama
-Ya sabır! deyip tuttu kendisini.
Çocuğu hiç görmemiş, hiçbir şey
olmamış gibi yoluna devam etti.
Ka lça ları çok acıyordu…
Tekrar kayar düşerim
korkusuyla, ürkek ürkek attığı
adımlarla uzun bayırı inip Merkez
Camii’ne ulaştı. Sonra dik yokuşu
çıktı.
Okula vardığında
öğrenci ler çoktan sıra
olmuşlar ‘’Andımız’’ı
okuyorlardı. Yine geç
ka lmıştı. Sınıfını buldu,
arka tarafa sıraya geçti.
Şakir öğretmenin uzun
tehdit ve fırça larından sonra
öğrenci ler, tek sıra ha linde
sınıflarına girdi ler.
İlk ders matematikti ve
bir türlü geçmiyordu. Yerinde duruyor mu diye, eliyle
çantasının dışından elmayı yokladı. Duruyordu. E lini çekip
dersi dinliyormuş gibi oturdu, elmayı yiyişini haya le da ldı…
Nihayet zi l ça ldı. Bütün arkadaşlarının dışarı
çıkma larını bekledi. Çantasını açtı. E lini da ldırdı. E li
elmaya değdiğinde heyecanlıydı. Kimseye göstermemeliydi.
Tam çıkaracaktı ki; Niha l yanında bitiverdi.
-Haydi, teneffüse çıkmıyor musun? Birlikte oynaya lım.
dedi. ‘’Çok soğuk.’’, ‘’Ben oynamak istemiyorum.’’, ‘’Başka
zaman.’’ gibi sözlerle atlatmaya ça lıştıysa da başaramadı.
-E lmayı Niha l i le bölüşsem mi acaba? İkimiz yesek.
diye düşündü. Sonra da:
-Hayır! Hepsini ben yiyeceğim. Hem babası da memur.
E lma a labi lecek durumda, şeklindeki düşüncelerle
vazgeçti. E lmasına veda edip, Niha l i le teneffüse çıktı.
İkinci dersin de matematik olması çeki lmez olmuştu.
Dakika lar geçmek bi lmiyordu. Sıkıntıdan çatlamak üzereydi
ki; zi l imdadına yetişti. Bu sefer kararlıydı. Arkadaşları
sınıftan çıkar çıkmaz, elmasını bir çırpıda çantasından
çıkarıp gocuğunun cebine da ldırdı. Sınıf nöbetçi lerinden
birisi tahtayı si lerken, diğeri pencereyi açıyordu. Minik
çocuğu fark etmemişlerdi. Niha l de yoktu orta larda.
Sınıftan çıktı. Okulun arka tarafına yürüdü. Gözleri tenha
bir yer arıyordu. Bahçenin ucundaki büyük ağacı fark etti.
Onu i lk defa görüyordu. O ağacın a ltının uygun olduğunu
düşündü. Onunla oynamak isteyen arkadaşlarını basit
sözlerle geçiştirdi. Durumu anlamışçasına arkadaşları da
ısrar etmedi ler. Bütün öğrenci ler oyuna da lmışlardı. Bir
bir ağaçları geçti, gözüne kestirdiği ağaca ulaştı. Ağacın
gövdesine sırtı daya lı oturduğunda üşüdüğünü hissetti.
Ka lça ları hâlâ acıyordu. Annesinin:
-Gören çocukların canları ka lır yavrum! sözleri,
tekrar yankılandı kulaklarında. Son kez etrafı kontrol
etti. Güneş onu yapraksız ağaçların arasından izliyordu.
E lmayı cebinden çıkardı. Çok güzel görünüyordu. Yeleğinin
ucuyla güzelce si ldi. E lmanın yanakları ışıldadı. Keyifle,
harrtt diye dişlerini geçirip ısırdı. Isırır ısırmaz elmanın
suyu ağzına damlamıştı. Çiğnerken elmanın çıkardığı patırtı
kulaklarına dolmuştu. Çok tatlıydı. Son kez lokmasını
çiğnedi. Tam yutacaktı ki; kulağının dibinde birinin burun
çektiğini duydu. Telaşla başını çevirdi. Ayşe öğretmenin
sınıfından Cuma li, yanına diki lmiş, derin gözlerle onu
seyrediyordu. Soğuktan kıpkırmızı olmuş burnundan inen
sümüklerin birisi ağzına ulaşmak üzereydi. Eski önlüğü
üzerinde emaneten duruyordu. Yakasının bir tarafı da
kopuktu. Pantolonunun paça ları kısacıktı. Terliklerinin
12
KONYA ÇOCUK
1...,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13 15,16,17,18,19,20,21,22,23,24,...44