11
KONYA ÇOCUK
-Kaymakamlığın verdiği
kömürü satıp kumara yatırırsın
haa… Bir de senden herif
olacak, diye mırıldandı
Recebin hanımı, acı acı…
Birkaç tutam hışırı daha
sacın a ltına itip son topağı
(hamurlu ekmeği) da pişirdi.
Üzeri lerine yağ sürdü. Biraz
peynir epeledikten sonra
sıktı. Önlüklerini giymiş,
sırtlarında çanta larıyla
hazır bekleyen çocuklarına
sırayla verdi. Sıranın sonunda
dokuz çocuğun en küçüğü
Cuma li bekliyordu. Cuma li’nin
uzun kirpiklerinde duman vardı. Ötüşleri ve telaşlı kanat
sesleriyle orta lığı velveleye veren, ikide bir birbirlerine
girip ayrılan serçelerde, somurtkan soğuğa inat
ebelemece oynayan çocukların neşesi vardı. Nevruz abla
beton merdivenlerin başında, elinde sofra beziyle diki ldi.
Serçeler, kahva ltı kırıntılarını yemek için, kanatlarını
dikmişler çoktan hazır bekliyorlardı. ‘’Miyaavvv’’ dedi
boz kedi, merdivenin köşesinde güneşlenmek için yattığı
ön ayaklarının arasından, ölgün kısık gözlerle. Karabaş
gerinirken ağzını kocaman açıp uzun kırmızı di lini sarkıttı.
Sonra ya lanıp şapırdadı. İnleyen bir havlama sesiyle
hareketini tamamladı. Herkes gibi Kezban teyze de tezek
yığınlarının arasından ahıra yollandı. Esnaftan harman
veresiye a ldıkları yemi samanla kardı, sığırlara verdi.
Sularını da hazırladı. Sütçü Hasan, kamyonetiyle bir o
evin, bir bu evin avlusuna giriyordu. Emirgazi li gelinlerin,
kızların, tadına bi le bakmadan, çopur elleriyle, üç kuruşa
sağıp hazırladıkları sütleri topluyordu. Tatlı bir kavis
çizerek geçti ler boz güvercinler. Tedirgindi ler. Kaçıyor
gibiydi ler. Belirsiz bir yöne doğru uçtular, uçtular… Sonra
gözden kayboldular. Sabah erkenden soba lara vurulan
tezeklerin dumanları, dam evlerin baca larından rüzgârsız
havada dümdüz yükseliyordu. Etrafa belirgin bir tezek
kokusu hakimdi. Ağızlarından ve burunlarından buharlar
püskürten insanlar, kıtırdayan buzlar üzerinden telaşla
bir oraya bir buraya gidiyorlardı. Çarşıda esnaf dükkanının
kepenklerini ka ldırmış son hazırlıklarını yapıyordu.
Emirgazi uyanmış, sabah telaşı başlamıştı.
Maha llenin kuzeyinde oturan Karaca lar’ın Kenan’ın,
pencereyle arasında ki lometreler vardı. İçi çok sıkılıyordu.
Bu kış hem çok soğuk, hem de uzundu. Evde kapa lı
ka lmıştı. Pencerenin önünde, soğuktan büzüşmüş, elleri
ceplerinde, okula doğru akıp giden çocukları izlerken,
tekerlekli sanda lyesinin demiri
ışıldadı. O da diğer insanlar gibi
yürümeyi, gezmeyi, koşmayı ne
kadar çok isterdi. Ama ne ayakları,
ne elleri, nede vücudu buna
müsaitti. Tekerlekli sanda lyesini
bi le arkadan biri itmedikçe
kullanamıyordu. Her şeye rağmen,
kör kütürüm yatan ablasının
sabrını görüyor, şükrediyordu.
Kenan’ın yüreğindeki iman ışıldadı…
Sırtında çantası, sağ elini
köhne görünüşlü dam evlerinin taş
duvarına dayayıp, buz kaplı merdiven basamaklarını tek tek
indi minik çocuk. Gözleri kamaşmıştı loş evlerinden dışarı
çıktığında. Kahva ltıdan artaka lan son gözyaşı damlasını
si ldi burnunu çekip. Sabah sabah yine bir sürü mızırdanmış,
dişlerini boğazlarına dökmüştü anne-babasının. Aslında
kendisi de neden böyle yaptığını bi lmiyordu. İçinden biri leri
dürtüyordu. E linde deği ldi sanki. Sonunda o da üzülüyordu.
Duvar niyetine atılıveri lmiş beyaz taşların giriş
için açılan kısmından geçerken annesinin sözleri vardı
kulaklarında:
-Bu sene çok paha lı, herkes a lamıyor. Baban da zaten
bir ki lo a lmış. Gören çocukların canı ka lır yavrum.
Okuldan dönünce yersin. Senin için saklarım.
Zor ikna etmişti annesini. Başka ları görmeden
yiyeceğine sözler vermiş, çok di l dökmüştü. Annesi:
-Peki ama çok dikkatli ol! dediğinde en büyüğünü,
en kırmızısını a lmıştı. Krista l bir vazo yerleştirir gibi
çantasının dibine özenle yerleştirmişti elmasını.
Kırılan ince bir buz tabakasının a ltındaki küçücük
birikintiden ayağına sızan suyun soğukluğu haya linden
uyandırdı minik çocuğu. Su, sol botunun ayrılan kısmından
girmişti. Bu yüzden sürekli ayağı ıslanıyor, üşüyordu.
Bağcıklarının biri diğerinden daha kısa olan siyah botların
numara ları da farklıydı.
-Allah Allah! Demişti babası öğrenince;
-Cemi l abi, botların birini otuz, diğerini otuz bir numara
vermiş. Kendisine söylediğinde, Cemi l amcanın yumuşak
yüzü kızarmış, mahcup mahcup:
- Nasıl olmuş hocam yaa! Olmaması lazım… demişti.
Soğuk, minik çocuğun ayağının başparmağını ısırırken,
Karaca ların Kenan da, gözlerini tekerlekli sanda lyesine
dikmiş, tekerleklerin telleri arasından baharı çağırıyordu…
Cuma li’nin ise uzun kirpiklerinde duman vardı…
1...,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 14,15,16,17,18,19,20,21,22,23,...44